in

Başımıza Neden Dolu Yağıyor Bugünlerde

Bu günlerin anlam ve önemine binaen “dolu” yağışından kısaca bahsedip bilgilerimizi tazeleyelim. Belirtmekte fayda var, buradaki paylaşımlarım tamamen kendim içindir (‘sanat, sanat içindir’ mantığı). Bilgilerimi tazelemek ve yenilemek, unutmamak için tekrar etmek içindir. Yoksa kimseye bir şey öğretmek gibi ukalalığa girme niyetinde değilim. Dileyen benimle birlikte öğrenebilir.
Gelelim dolu yağışlarına. Hemen en başta belirteyim, bildikleri birkaç kelimeyi zihninde tekrar etmeyi ‘düşünme’ sanan bazı “günah avcıları” olayı çözüp deprem ve kuvvetli dolu fırtınalarını ‘kendileri hariç’ plajda yüzenlere ve yatak odalarında geçen günah dolu saatlere bağladılar ama ben biraz daha basit düşüneceğim.
Milletin uçkuru ile tektonik hareketler ve meteorolojik olaylar arasında ispatlanmış bilimsel bir veri yoktur.
“Ay yazın ortasında dolu mu olur?” reaksiyonlarını neredeyse her dolu yağışından sonra dolu dolu duyar oluruz.
Ablacım, dolu zaten sıcak günlerde oluşur, sen kışın hiç dolu yağışına şahit oldun mu?
“Dur bakiim… Ay hakkaten öyle, hiç hatırlamıyorum. Tevekkeli değilmiş, dolu yağar yağmaz hemen eriyor. Demek ki hep hava sıcakken oluyor ayol.”
Güzel, bunu da zihnimizde netleştirdiğimize göre artık neden yazları (ilkbahar da olabilir) dolu yağdığına, neden kışın dolu yağışının (pek) olmadığına gelelim.
Bir defa dolu oluşabilmesi için su (yağmur) damlacıklarının dikey biçimde hızla yükselmesi gerekir. Yani çok güçlü bir konvektif hava hareketi, dikey türbülansın kuvvetli olduğu hava kütlelerinde ve bu hareketlerin olduğu mevsimler dolu yağışına uygun olan koşullardır. Çok havalı bir cümle oldu be…
Yani demem o ki hani kuvvetli bir rüzgâr eser de her yeri har vurup harman savurur gibi dağıtır ya… İşte o çok hızlı havanın asansör gibi hızla gökyüzüne yükseldiğini düşünün. Hem de öyle böyle hızlı değil. Hızı saatte 40 km’den başlayıp 110 km’ye kadar ulaşan hızla… Çok hızlı, değil mi? Bir de bu hızla binlerce metre yükseldiğini düşünün. 10 bin metrelerin üzerine çıktığı da olur.
Peki hava durup dururken nasıl bu kadar kuvvetli biçimde yükseliyor? Çünkü ‘instabil’ bir hava var (Ara ara böyle havalı sözler söylenmeli ki bir şeyler bildiğimiz sanılsın). Yani “kararsız” hava kütlesi bu olaya yol açar. Kararsız, dengesiz, istikrarsız, oynak bir adam düşünün. Ne diyeceği, nasıl hareket edeceği bilinmez fakat ani olarak saçmalayabilir. İşte kararsız hava kütleleri ortalığı darmadağın ediyor.
Bir hava kütlesi nasıl kararsız olabilir?
Yer yüzeyi eşit miktarda ısınmazsa veya altı çok sıcak üstü çok soğuk olursa… Plajlarda terliksiz biçimde, güneş altında kavrulmuş sıcak kumlara çıplak ayaklarınızla bastığınızı hayal edin. Zıplaya zıplaya gidersiniz ya… İşte onun gibi…
Alttaki sıcak hava çok hafif olduğu için kuvvetli biçimde yükselir (Sıcak hava balonunun nasıl yükseldiğini düşünün).
Çok sıcak ve çok soğuk iki farklı hava kütlesi karşılaştıkları zaman (Foto-4) birbirlerine omuz atan iki kabadayı gibi “önüne baksanaaa!” der ve didişmeye başlarlar. Ağır olan soğuk hava hafif olan sıcak havayı omuzlarına alır ve öyle bir hızla yukarı fırlatır ki aklınız durur.
Ya da denizde plastik topunuzla oynarken topu suyun altında tutup birden bıraktığınızı düşünün. Top hızla suyun üzerine fırlar, çünkü sudan daha hafif.
Örneklerle çok uzattık, daha fazla sıkmayalım…
Kışın hava sıcak olmadığı için instabil, pardon kararsız hava pek oluşmuyor. Alt da soğuk üst zaten soğuk, kararlı…
Yazın hava çok sıcak olduğu için denizlerden daha fazla su buharlaşır, nem (suyun gaz hali-su buharı) artar. Kışın buharlaşma daha az.
İşte yazın oluşan bu konvektif-türbülans hava koşullarında yükselen havanın, yükseldikçe hızla soğuması, havadaki nemin (su buharının) hal değiştirmesine, yani gaz iken suya dönüşmesine neden olur.
Hani ıslak bir bezi sıkarsınız da suyu çıkar ya… İşte yükseldikçe soğuyan hava da soğudukça böyle büzülür ve içindeki su buharını (yani nemi) suya dönüştürerek atar. Yani tabiri caizse havanın suyunu çıkarır. Siz de üşüyünce büzülmez misiniz? Hava da üşüyünce böyle bizim gibi büzülür.
Olaya dönelim… Havanın suyu çıkınca, o hareketli ortamda, oluşan su zerreleri çarpışarak birleşip su (yağmur) damlasına dönüşür. Kuvvetli biçimde yükselen hava o su damlalarını o kadar yükseğe çıkarır ki su damlası birden donar ve dolu tanesi oluşur. Tabi binlerce metre yükseklikte sıcaklıklar 0°C’nin çok altında olduğu için dolu tanesinin etrafında buzlanma devam eder ve büyür.
Ağırlığı iyice artan dolu tanesi düşer. Bazen düşerken bir dikey hava akımına kapılır ki tekrar yükselir ve etrafında bir tabaka daha buzlanma olur. Tekrar düşüşe geçer, tekrar yükselebilir. Bu olay kümülonimbüs adı verilen binlerce metre kalınlığındaki bulutun içinde birkaç kez tekrar edebilir.
Siz yaptınız mı bilmem ama ben yaptım, düşen dolu tanesini alıp bir çakıyla ikiye böldüğünüzde içinin halka halka olduğunu görürsünüz. İşte halkaların sayısı, bulutun içinde kaç kez yükseldiğini gösterir (Foto-5 ve 7).
Bu kadar… Buraya kadar okudun mu? Helal olsun. Ben bile yarı yolda yazmayı bırakacaktım.

Foto-1
Foto-2
Foto-3
Foto-4
Foto-5
Foto-6

 

Kaynak: Zeki KORKULU

Ne düşünüyorsunuz?

0 puan
Oyu artır Oyu düşür

Toplam oy: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir Cevap Yazın

2017 ÖABT Sonuçları

Coğrafyacılar Bir Meslek Dalı Olarak Tanınmak için Ne Yapsın!!! İMZA KAMPANYASI